Vaat Edilmiş Dokunulmazlık: İsrail-ABD Suç Ortaklığı ve Küresel Toplumun Felç Edilişi

Uluslararası siyaset ve savaş gündemini ele alan, sol üstte Donald Trump ve sol altta Binyamin Netanyahu'nun yer aldığı, arka planda bombalanmış bina enkazı ve ön planda "Harabeler Üstünde Siyaset" yazısı bulunan haber kapak görseli.

Gazze’de, Batı Şeria’da ve Filistin’in dört bir yanında on yıllardır sistematik olarak sürdürülen mülksüzleştirme, tecrit ve kitlesel katliamlar, uluslararası hukukun tüm normlarını kadük bırakarak modern dünyanın gözü önünde bir İsrail Filistin soykırımı olarak tarihe kazınıyor. Bebeklerin, kadınların, gazetecilerin ve insani yardım çalışanlarının canlı yayınlarda katledildiği bu süreç, artık sadece bölgesel bir çatışma değil; küresel nizamın ahlaki ve hukuki iflasının resmidir.

sosyohaber.com olarak bu özel dosyada, bombaların altındaki Gazze’den çok uzakta, Washington’ın karar alma mekanizmalarında örülen o diplomatik koruma kalkanını ve bu suç ortaklığının küresel ölçekte nasıl bir toplumsal eylemsizlik ve hissizleşme ürettiğini eleştirel bir süzgeçten geçiriyoruz.

Sistematik Çökertme: “Soykırım” Kavramının
Siyaseten İçi Nasıl Boşaltıldı?

Filistin topraklarında yaşananlar, anlık askeri reflekslerin ya da “terörle mücadele” illüzyonunun çok ötesindedir. Tarihsel süreç incelendiğinde, ortada bilinçli bir nüfus mühendisliği ve imha stratejisi olduğu açıkça görülmektedir.

Zamana Yayılmış Bir Yok Etme Pratiği

Uluslararası hukukta soykırım; bir ulusal, etnik, ırksal veya dinsel grubu kısmen ya da tamamen yok etme kastıyla işlenen fiilleri tanımlar. İsrail’in Gazze’yi yaşanamaz hale getirmesi, su ve gıda lojistiğini bir silah olarak kullanması, hastaneleri ve üniversiteleri haritadan silmesi bu tanımın somut karşılığıdır. Ancak batı merkezli medya ve siyaset akademisi, bu durumu ısrarla “İsrail’in kendini savunma hakkı” parantezine alarak kavramsal bir karartma uygulamaktadır. Bu karartma, failin suçunu gizlemesinden ziyade, suçun sürekliliğini sağlayan en büyük yapısal etkendir.

Washington’ın Koşulsuz Kalkanı: ABD İsrail İlişkileri ve Stratejik Körlük

İsrail’in uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler (BM) kararlarını ve Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) uyarılarını bu denli fütursuzca çiğneyebilmesinin arkasındaki yegane güç, ABD ile kurduğu organik ve asimetrik ilişkidir.

  • Veto Sektörü: BM Güvenlik Konseyi’ne gelen her ateşkes ve kınama tasarısı, ABD’nin veto hakkı tarafından kurumsal bir refleksle engellenmektedir. Bu durum, BM’yi küresel adaleti sağlayan bir kurum olmaktan çıkarıp, egemenlerin çıkarlarını koruyan hantal bir bürokrasiye dönüştürmüştür.
  • Askeri ve Finansal Sürdürülebilirlik: ABD siyaseti, kendi içindeki ekonomik krizlere rağmen her yıl milyarlarca dolarlık askeri yardımı ve en sofistike mühimmatları İsrail ordusuna hibe etmektedir. Gazze’ye düşen bombaların menşei, ABD İsrail ilişkileri bağlamında Washington’ın sadece bir müttefik değil, cürmün doğrudan ortağı olduğunu kanıtlamaktadır.

Rıza İmalatı ve Küresel Felç: Toplumsal Eylemsizliğin Sosyolojisi

Bu dosyanın en can alıcı sorusu şudur: Milyarlarca insan canlı yayınlarda bu soykırımı izlemesine rağmen, neden küresel sistem mekanizmaları harekete geçemiyor ve kitleler bir süre sonra sessizliğe gömülüyor?

sosyohaber Analizi: Küresel sermayenin elinde tuttuğu dijital algoritmalar ve ana akım medya kanalları, Filistin’deki vahşeti “rutin bir Ortadoğu kaosu” gibi sunarak toplumsal hafızayı felç etmektedir. İnsanlar, ekran başında izledikleri katliamlara karşı bir süre sonra “şok yorgunluğu” (compassion fatigue) yaşamaya başlar. Sosyal medya platformlarının (Meta, X vb.) Filistin yanlısı içeriklere uyguladığı sansür ve gölge engellemesi (shadowban), bireysel öfkelerin organize bir toplumsal reflekse dönüşmesini yapısal olarak engellemektedir. Sonuç; vicdanların sızladığı ancak sokakların ve yaptırımların sustuğu devasa bir toplumsal 

eylemsizlik sarmalıdır.

Akademik ve Siyasi Baskı: Batı Demokrasisinin İllüzyonu

İsrail-ABD ittifakının en çok hırpaladığı kavramlardan biri de Batı’nın kutsal saydığı “ifade özgürlüğü” oldu. Gazze soykırımı analizi yapıldığında, batı üniversitelerinde ve entelektüel çevrelerinde yükselen vicdani seslerin nasıl bir devlet şiddetiyle bastırıldığı netçe görülmektedir.

Anti-Siyonizm ile Anti-Semitizm Eşitlemesi Belası

ABD ve Avrupa genelinde, İsrail’in apartheid (ırk ayrımcı) rejimini ve soykırım politikalarını eleştiren her ses, sistem tarafından sistematik olarak “anti-semitizm” (Yahudi düşmanlığı) torbasına atılarak kriminalize edilmektedir. Harvard, Columbia gibi elit üniversitelerde barışçıl eylem yapan öğrenciler kolluk kuvvetlerince darp edilmiş, öğretim üyeleri işlerinden atılmıştır. Bu durum, liberal batı demokrasisinin ve akademik özgürlük masalının, söz konusu İsrail’in dokunulmazlığı olduğunda nasıl faşizan bir sansür mekanizmasına dönüştüğünü açıkça göstermektedir.

Sonuç: Eylemsizlik Duvarını Yıkmak ve Hakikatin Tanıklığı

Filistin’de yaşananlar sadece Filistinlilerin değil, insan onuruna inanan herkesin imtihanıdır. İsrail-ABD siyasetinin küresel toplumun üzerine serptiği o ölü toprağı ve yaratmak istediği eylemsizlik duvarı, ancak hakikati eğip bükmeden konuşan bağımsız mecralarla aşılabilir.

sosyohaber.com olarak vurguluyoruz: Katliamları meşrulaştıran diplomatik jargona, vahşeti normalleştiren medya diline ve dünyayı sessizliğe gömen algoritmik kuşatmaya teslim olmayacağız. Filistin halkının maruz kaldığı bu zulmü unutturmamak, egemenlerin suç ortaklığını deşifre etmek sadece bir gazetecilik görevi değil, insan olmanın asgari gereğidir.

Adalet, egemenlerin mahkemelerinde değil, insanlığın ortak vicdanında inşa edilecektir.

Etiketlendi: